Arkadaşlar Selamünaleyküm! Malumunuz bazı namaz vakitlerinde namazı kıldıran imam Fatiha ve zammı sureyi sesli okurken, bazı vakitlerde ise içinden okuyor; Şöyle ki; Namazlarda kıraatin öğle ve ikindi vakitlerinde gizli; akşam, yatsı ve sabah vakitlerinde ise sesli okunmasının sebep ve hikmeti nedir? İlave olarak bütün Farz namazların 3 ve 4. rekâtlarında kıraati sessiz okumamızın sebep ve hikmetini bu videomda sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle öğle ve ikindi namazları tek başına da kılınsa, cemaatle de kılınsa kıraatin gizli yapılması vaciptir. Tek başına kılan kimse veya namazı kıldıran imam kendi işiteceği kadar bir ses çıkararak kıraati okur. Gündüz kılınan nafile namazlarda da gizli okumak aynı şekilde vaciptir.
Cemaatle kılınan sabah, cuma, bayram, teravih ve vitir namazlarının bütün rekâtlarında, akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rekâtında kıraati cehrî yapmak, yani sesli okumak vaciptir. Akşam namazının üçüncü rekâtında, yatsı namazının da son iki rekâtında gizli okumak vaciptir. Ancak, tek başına sabah, akşam ve yatsı namazını kılan kimse, isterse kıraati sesli yapar, dilerse gizli olarak okur. Çünkü o vakitler kıraati sesli okuma vakitleridir.
Bilindiği gibi Allahu Tealanın emretmiş olduğu hükümlerin bir bölümü akılla izah edilebilen, hikmeti anlaşılabilen kısımdandır. Bir kısmı da teslimiyeti gerektiren ve akılla izahı mümkün olmayıp 'neden' ve 'niçin' aranmayanlar cümlesindendir. Yani kısaca emirler, ya ta’lilidir; sebep ve hikmetleri araştırılabilir; ya da teabbudîdir, neden-niçin aranmaz.
Bu kıraat şekillerinin gündüz namazlarında gizli, gece namazlarında, cuma ve bayram namazlarında açıktan okunmasının hikmeti de tefsirlerimizde şöyle anlatılmaktadır: Dikkat edilirse gündüz kılınan öğle ve ikindi namazlarının bütün rekâtlarında gizli okuma, gece namazlarında ise sesli okuma vardır. Bu açıdan bakıldığı zaman, konunun gece ve gündüzle de bir alakasının olduğu düşünülebilir.
Resul-i Ekrem Efendimiz (a.s) İslâma dâvetin ilk yıllarında tebliğ vazifesini gizli olarak yapıyordu. Sahabîlere namaz kıldırdığı zaman da kıraatte sesini yükseltir, namazları cehri kıldırırdı. Müşrikler Peygamberimizin sesli kıraatini duyunca şiirlerle ve uydurdukları sözlerle karıştırmaya başladılar. Peygamberimize de hakaret ederek işi alay etmeye kadar vardırdılar. Müşriklerin bu çirkin hareketine meydan verilmemesi ve Müslümanların eziyetlere maruz kalmamaları için bir âyet-i kerime nazil oldu:
“Namazında sesini ne çok yükselt, ne de fazlaca kıs; ikisi ortasında bir yol tut.” (İsrâ, 110)
Âyette, müşriklerin duymalarına mâni olmak için Peygamberimizden sesini yükseltmemesi isteniyordu.
Bundan sonra Peygamberimiz (a.s), öğle ve ikindi namazlarında, müşriklerin eziyetiyle muhatap olamamak için kıraati gizli yaptı. Akşam namazı vakit ise onların yemek saati, yatsı ve sabah da uyku saatleri olduğundan, bu namazlardaki kıraati açıktan yaptı. Cuma ve bayram namazları da zaten Hicretten sonra farz ve vacip kılındığından, müşriklerin de bir zararı olmayacağından kıraatler cehrî oldu.
Ancak Mekke müşriklerinin ilk Müslümanlara neler ettiklerinin bilinmesi için, durum kıyâmete kadar yaşayacak insanların ibretine sunulmuş, gündüz namazlarında gizli okunması emri bu hikmetle devam ettirilmiştir. Elbette başka hikmetleri de vardır. Ancak müşriklerin ilk Müslümanlara yaptıklarını hatırlamak bakımından bundaki ibretler akla ilk gelendir.
Konuyu şöyle değerlendirmek de mümkündür:
Namaz kılmak, imandan sonra gelen en büyük kulluk vazifesidir. Beş vakit namazın her birisinin ayrı bir zaman dilimine tahsis edilmesi, Allah’ın o vakitlerdeki tasarruflarına, yarattığı nimetlerine bakar. O halde namazın bütün kâinata, cinlere ve meleklere bakan yönü de vardır.
Gündüz bütün kâinat, bütün varlıklar -insanların gözü önünde- lisan-ı hal ve lisan-ı kal ile yaptıkları ibadetleri söz konusudur. Böyle büyük bir cemaatin içinde olduğunu düşünen kişi, kendi kulluğunu çok küçük görür ve âdeta utancından bu ibadetini gizlemeye çalışır. Gündüz namazlarındaki sessiz...